SEVAL
www.sevalduban.com
[attachment=1]
Hani her sohbette “denizciliğimizi” sorgularız ya, galiba artık “insanlığımızı” da sorgulamamız gerek. Çünkü yaşanan bir olay yine acı ile sonuçlandı ve yine unutulup gidecek belki de…
Burgazada’da, açıktaki teknelere servis veren botta bulunan gencecik bir adam suya düştü ve herkesin gözü önünde boğularak can verdi. Acıdır, O’na uzanan tek bir el bile olmadı.
Burgazada sahilindeki lokantaların denizdeki teknelere hizmet verdiğini hemen tüm tekne sahipleri bilir. Ya verdiğiniz sipariş botla tekneye getirilir, ya da bu botlar sizi lokantaya taşır.
Botların yaptığı yol da topu topu 50-100 metreyi geçmez…
KISACIK YOL, KISACIK ÖMÜR
29 Ağustos Cumartesi günü bu mesafe 20'li yaşlardaki gencecik Engin’in “uzun yaşamasına” izin vermeyecek kadar kısaydı.
Burgazada önündeki tonozlardan birine bağlanmalarına yardımcı olmak için botla yanlarına giden lokantanın garsonlarından Engin adlı genç, dengesini kaybederek suya düştü. Belki fenalaştı, belki düşerken başını çarptı… Zira suya düştüğünde hareketsizdi. Dolayısıyla yattan atılan can simidini yakalayamadı. Ama yattan yapılan “tek hareket” de bununla sınırlı kaldı…
Olayın yaşandığı yer tenha değil… İrili ufaklı onlarca teknenin hareket bulunduğu bir bölge… Hadi kimse olayı anlamadı, görmedi diyelim… Yatta olanlardan bir kişi dahi denize atlayıp gencecik Engin’i kurtarmayı denemedi..
DEMİR ALIP UZAKLAŞTI
Denemek ne kelime, çevreden gelen insanları görünce demir alıp “oradan uzaklaşmayı” seçti…
Olaya en yakın kişilerden biri UNO ekibinin Yelken Koordinatörü Levent Özonur. Gördüklerini anlatırken isyanını gizleyemiyor…
İstanbul Europa Race için start eden IMOCA’ların peşinden bir yere kadar gidip onları yolcu ettikten sonra Burgazada’da bir mola vermek istemişler. Kıyıdan denizdeki bağırışları duyunca olaya tanık olmuşlar. Bot olmadığı için de çalışmaları sahilden yönlendirmişller. Arama, yer saptama derken Engin’i kurtarmaya yetişememişler.
Bir yanda denizcilik etkinliklerinin zirvesinde oynanan oyunun aktörleri IMOCA’larla ekiplerini görmek, diğer yandan böyle pisi pisine bir canın yitip gitmesine tanıklık etmek yaman bir çelişki…
Teknenin demir alıp alelacele uzaklaşmasına akıl erdiremiyor, “Denizcilikte esas kurtarmak, yardım etmektir. Vazgeçtik, insanlığımızı kaybetmişiz” diyor Özonur. İhbarda bulunmak istemiş ama Deniz Polisi’ne ulaşamamış. Konuyu aktaracak bir yetkili de bulamamış. Peşlerinden gitse ne olacak?
Daha sonra kulağına bazı bilgiler gelmiş. Söz konusu teknede olan bir kişinin polise ifade verdiğini ve “yüzme bilmediği için” olaya müdahale edemediğini söylediğini öğrenmiş. "Ama biz teknenin güvertesinde 3-4 kişi gördük" diyor.
TURKSAIL UYARIYOR!
Her nasıl olursa olsun. Sonuca bakıldığında bir olayın daha acı ile noktalandığını görüyoruz. Gencecik bir fidan daha yitip gidiverdi…
Tıpkı Haziran ayında suya düşen hakemi kurtarmaya giden İYK kayıkhanesinde görevli Özkan Çankaya gibi.
Her iki olayda da kimse “suya atlamayı” akıl etmediği ya da “istemediği” için iki can kaybettik.
Ama burada da bilincimizi yitirmememiz gerekiyor. Böyle bir olaya müdahale edecek kişilerin mutlaka bir iple tekneye ya da kıyıya bağlı olmaları gerekiyor. Yoksa kurtarmaya kalkışan insanların da “kurtarmalık” olması uzak ihtimal değil.
Denizler üzerinde yaşamak günden güne hayatımıza daha fazla girerken ölüm olayları da artmaya başladı. Karşılaştığımız olaylar ilk değil ve son da olmayacak...
Bunlardan pek çoğu gazetelere, televizyonlara yansımıyor.
KİM DENİZCİ, KİM DEĞİL?
Bir yandan “denizciliğimizi” sorgulayan tartışmalar sürüp gidiyor.
Denizci miyiz?
Değil miyiz?
Ne kadar denizciyiz?
Ne kadar denizci olduğumuzu olaylar sergiliyor.
Biz IMOCA’ların peşinden gittik, onları yolcu ettik. Onlar denizciydi. Bunu biz değil, geçmişteki olaylar kanıtlıyor. Güney okyanısında devrilen bir tekneden suya düşen arkadaşını kurtarmak için kaçtığı amansız fırtınanın tam gözüne girecek kadar denizci hem de…
Ya da Figaro II’llerin Nice-İstanbul rotalı Cap İstanbul yarışında gecenin karanlığında suya düşen arkadaşlarını kurtarmak için yarışı durdurup geri dönmeleri ve Akdeniz'in karanlık sularında kazazedeyi arayıp salimen bulmaları gibi…
Biz ne yapıyoruz?
Adam suya düştü, çevreden tepki geldi diye demir alıp “kaçıyoruz!”
İNSAN HAYATI BU KADAR UCUZ OLMAMALI
Burada denizciliğin değil, “insanlığın” sorgulanması gerek.
Dedik ya, gazetelere yansımıyor, televizyon haberlerinde yer almıyor ama kazalar, bir-iki değil…
Yine geçtiğimiz günlerde Ataköy Marina’da gece yarısı içkili durumda teknelerin arasında hız denemesi yapan bir bot teknelerden birine çarptı. Botu kullanan yaşamını yitirdi.
Yine Ataköy Marina’da teknenin altına dalmak için demir zincirini “ağırlık kemeri” niyetine beline sarıp suya atlayan bir kaptanın üzerinden palamar motoru geçti. Neyse ki kaptan kurtarıldı.
İnsan hayatını “bu kadar basite” indirgeyen olaylara baktıktan sonra kaldığımız yerden tartışmaya devam edelim dilerseniz.
Ne kadar denizciyiz?
Serdar BAPOĞLU
Hani her sohbette “denizciliğimizi” sorgularız ya, galiba artık “insanlığımızı” da sorgulamamız gerek. Çünkü yaşanan bir olay yine acı ile sonuçlandı ve yine unutulup gidecek belki de…
Burgazada’da, açıktaki teknelere servis veren botta bulunan gencecik bir adam suya düştü ve herkesin gözü önünde boğularak can verdi. Acıdır, O’na uzanan tek bir el bile olmadı.
Burgazada sahilindeki lokantaların denizdeki teknelere hizmet verdiğini hemen tüm tekne sahipleri bilir. Ya verdiğiniz sipariş botla tekneye getirilir, ya da bu botlar sizi lokantaya taşır.
Botların yaptığı yol da topu topu 50-100 metreyi geçmez…
KISACIK YOL, KISACIK ÖMÜR
29 Ağustos Cumartesi günü bu mesafe 20'li yaşlardaki gencecik Engin’in “uzun yaşamasına” izin vermeyecek kadar kısaydı.
Burgazada önündeki tonozlardan birine bağlanmalarına yardımcı olmak için botla yanlarına giden lokantanın garsonlarından Engin adlı genç, dengesini kaybederek suya düştü. Belki fenalaştı, belki düşerken başını çarptı… Zira suya düştüğünde hareketsizdi. Dolayısıyla yattan atılan can simidini yakalayamadı. Ama yattan yapılan “tek hareket” de bununla sınırlı kaldı…
Olayın yaşandığı yer tenha değil… İrili ufaklı onlarca teknenin hareket bulunduğu bir bölge… Hadi kimse olayı anlamadı, görmedi diyelim… Yatta olanlardan bir kişi dahi denize atlayıp gencecik Engin’i kurtarmayı denemedi..
DEMİR ALIP UZAKLAŞTI
Denemek ne kelime, çevreden gelen insanları görünce demir alıp “oradan uzaklaşmayı” seçti…
Olaya en yakın kişilerden biri UNO ekibinin Yelken Koordinatörü Levent Özonur. Gördüklerini anlatırken isyanını gizleyemiyor…
İstanbul Europa Race için start eden IMOCA’ların peşinden bir yere kadar gidip onları yolcu ettikten sonra Burgazada’da bir mola vermek istemişler. Kıyıdan denizdeki bağırışları duyunca olaya tanık olmuşlar. Bot olmadığı için de çalışmaları sahilden yönlendirmişller. Arama, yer saptama derken Engin’i kurtarmaya yetişememişler.
Bir yanda denizcilik etkinliklerinin zirvesinde oynanan oyunun aktörleri IMOCA’larla ekiplerini görmek, diğer yandan böyle pisi pisine bir canın yitip gitmesine tanıklık etmek yaman bir çelişki…
Teknenin demir alıp alelacele uzaklaşmasına akıl erdiremiyor, “Denizcilikte esas kurtarmak, yardım etmektir. Vazgeçtik, insanlığımızı kaybetmişiz” diyor Özonur. İhbarda bulunmak istemiş ama Deniz Polisi’ne ulaşamamış. Konuyu aktaracak bir yetkili de bulamamış. Peşlerinden gitse ne olacak?
Daha sonra kulağına bazı bilgiler gelmiş. Söz konusu teknede olan bir kişinin polise ifade verdiğini ve “yüzme bilmediği için” olaya müdahale edemediğini söylediğini öğrenmiş. "Ama biz teknenin güvertesinde 3-4 kişi gördük" diyor.
TURKSAIL UYARIYOR!
Her nasıl olursa olsun. Sonuca bakıldığında bir olayın daha acı ile noktalandığını görüyoruz. Gencecik bir fidan daha yitip gidiverdi…
Tıpkı Haziran ayında suya düşen hakemi kurtarmaya giden İYK kayıkhanesinde görevli Özkan Çankaya gibi.
Her iki olayda da kimse “suya atlamayı” akıl etmediği ya da “istemediği” için iki can kaybettik.
Ama burada da bilincimizi yitirmememiz gerekiyor. Böyle bir olaya müdahale edecek kişilerin mutlaka bir iple tekneye ya da kıyıya bağlı olmaları gerekiyor. Yoksa kurtarmaya kalkışan insanların da “kurtarmalık” olması uzak ihtimal değil.
Denizler üzerinde yaşamak günden güne hayatımıza daha fazla girerken ölüm olayları da artmaya başladı. Karşılaştığımız olaylar ilk değil ve son da olmayacak...
Bunlardan pek çoğu gazetelere, televizyonlara yansımıyor.
KİM DENİZCİ, KİM DEĞİL?
Bir yandan “denizciliğimizi” sorgulayan tartışmalar sürüp gidiyor.
Denizci miyiz?
Değil miyiz?
Ne kadar denizciyiz?
Ne kadar denizci olduğumuzu olaylar sergiliyor.
Biz IMOCA’ların peşinden gittik, onları yolcu ettik. Onlar denizciydi. Bunu biz değil, geçmişteki olaylar kanıtlıyor. Güney okyanısında devrilen bir tekneden suya düşen arkadaşını kurtarmak için kaçtığı amansız fırtınanın tam gözüne girecek kadar denizci hem de…
Ya da Figaro II’llerin Nice-İstanbul rotalı Cap İstanbul yarışında gecenin karanlığında suya düşen arkadaşlarını kurtarmak için yarışı durdurup geri dönmeleri ve Akdeniz'in karanlık sularında kazazedeyi arayıp salimen bulmaları gibi…
Biz ne yapıyoruz?
Adam suya düştü, çevreden tepki geldi diye demir alıp “kaçıyoruz!”
İNSAN HAYATI BU KADAR UCUZ OLMAMALI
Burada denizciliğin değil, “insanlığın” sorgulanması gerek.
Dedik ya, gazetelere yansımıyor, televizyon haberlerinde yer almıyor ama kazalar, bir-iki değil…
Yine geçtiğimiz günlerde Ataköy Marina’da gece yarısı içkili durumda teknelerin arasında hız denemesi yapan bir bot teknelerden birine çarptı. Botu kullanan yaşamını yitirdi.
Yine Ataköy Marina’da teknenin altına dalmak için demir zincirini “ağırlık kemeri” niyetine beline sarıp suya atlayan bir kaptanın üzerinden palamar motoru geçti. Neyse ki kaptan kurtarıldı.
İnsan hayatını “bu kadar basite” indirgeyen olaylara baktıktan sonra kaldığımız yerden tartışmaya devam edelim dilerseniz.
Ne kadar denizciyiz?
Serdar BAPOĞLU